Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı

---Halkın büyük desteğini alarak iktidara gelen AK Parti gerçekten şu günlerde merkez partisi olamamanın sıkıntısını mı yaşıyor? ---AK Parti farklı bir demokratik anlayış getirdi. Her kanattan insanlar geldi. Orda kendilerini bulabildiler. Ayrıca, bu süreç içinde önemli projelere imza attı. AB’ye üyelik görüşmeleri, AK Parti ile birlikte etkin hale gelmiştri. Kısaca bakıldığında 1960’da Ankara Antlaşması, 1987’de AB’ye tam üyelik müracaatı, 1995 Gümrük Birliği, 1999 Helsinki, 2002’de Türkiye’nin bunları tamamladığına ve müzakereye başlayacağına dair ilanı ve 17 Aralık 2004. Bu süreci herkesin ezberlemesi lazım. 1963’de söylenenlere bakın. 1987’de Özal’a büyük suçlamalar yöneltildi. Gümrük Birliği ile ilgili Tansu Çiller’e yoğun eleştiriler yapıldı. Mesut Yılmaz’a karşı söylenenler ilanı. O gün aleyhte konuşanların izledikleri yola bakın. Bu gelişmeler karşısında herkesin aşama kaydettiği, gelişmelere ayak uydurduğu görülmektedir. 57. hükümet döneminde CHP’siyle DSP’siyle, ANAP’lısıyla AB’ye girilmesi yönünde adımlar atılmıştır. Ulusal Program ilk defa 2003 yılının mart ayında hazırlandı. Ulusal Programda hangi alanda hukuki ve idari düzenlemelerin yapılacağı ortaya konuldu ve Türkiye’de köklü değişiklikler başladı. Kişi hak ve özgürlüklerinin genişletileceği bir döneme girildi. Bu dönemde AK Parti’nin kuruluş çalışmaları yapıldı. Türkiye’nin geleceğinin çağdaşlaşmada olduğu ve AB’nin de katkılarda bulunacağı görüldü. Bunlar göz önüne alınarak, Türkiye’de yaşam kalitesinin yükselmesi ve dünyanın etkin devletleri arasında yerini alması hedeflendi. Bu hedefler için AK Parti de muhalefet döneminde etkin bir şekilde destek verdi. Hukuki alt yapının oluşturulmasının yanı sıra uygulaması da fevkalade önemlidir. 58. Hükümet kurulduktan sonra AK Parti bu iradeyi etkin bir şekilde ortaya koydu. 59. Hükümette devam ettirerek 8 uyum yasasını çıkardı. En önemlisi, Anayasa’nın 90. Maddesi ile uluslar arası sözleşmelerin belirlediği temel hak ve özgürlüklerin en yüksek değer olduğunu kabul etti. Bu çalışmaları yaparken vatandaştan destek aldı. Çalışmalarını bu destekle birlikte sürdürüyor. --- Peki, AK Parti vatandaşın verdiği bu fırsatı iyi değerlendiriyor mu? --- Şimdi AK Parti’nin iyi değerlendirip değerlendirmediğine gelince şunu söylemek gerekir. Zor günler geçiriyoruz. Bütçe dengeleri konusunda sıkıntılar var. Özellikle bütçe açığı konusunda zor durumdayız. Mesela çevre hakları konusunda dünya ülkelerinin oldukça gerisindeyiz. Avrupa ülkelerinde en sonuncuyuz. 126 ülke arasında 91.’yiz. bizim AB standartlarına gelebilmemiz için alt yapı çalışmalarına 50-60 milyar Euro harcamamız gerekiyor. --- AB için AKP’ye destek verenlerin AB üzerinden bazı talepleri vardı. Özgürlükler konusunda, başörtüsü, imam hatipler… bu istekler karşılanmadı gibi görünüyor. Diğer taraftan merkez güçlerin düğmeye bastığı söyleniyor. Bir sıkışma mı var? Öte yandan milliyetçi bir basınç da var. Son günlerde yaşanan olaylar… --- Ben düğme meselesini kabul etmiyorum. Düğme sizin elinizde. Bir bayrak olayı yaşandı. Mersin’de başladı. Küçük çocuğun eline bayrak verildi. Yine akli dengesi yerinde olmayan bir kişi bayrağı yaktı. Halkın, hassasiyetlerini kontrol edemediğini gördüm. Benz bu olayların örgütlü yapıldığını düşünmüyorum. Dikkatli, tedbirli olmamız lazım. Bu hassayiset üzerinde siyaset yapmak yerine düşünceyi, hoşgörüyü önde tutmak lazım. Bu konular siyasi iradenin işi değil. Mesela Sütçüler’de Orhan Pamuk’un kitabını toplatan Kaymakam veya Yenimahalle’de tiyatroya giden öğrencileri engelleyen Milli Eğitimi Müdürü’nün tavrı… Kadınların dövülmesi olayı… Dünyanın her yerinde polis benzeri işlemler yapalibilr. Önemli olan bu olayları yapanların üzerine gitmekte zafiyet göstermemektir. Hukuk devleti olma konusunda hassasiyetimiz olmalı. Bir süreçten geçiyoruz. Öcalan’ın yargılanması, PKK’nın yaptığı eylemler var. Bu olaylar karşısında milliyetçilik duyguları artıyor. Elbette milliyetçi duygulara sahip olunmalı, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü savunulmalı; ancak yöntem bu olmamalı. --- AB’ye uyum komisyonunda görev alıyorsunuz. AK Parti kadrolarında bir yorgunluk görüyor musunuz? Hem içeriden hem de dışarıdan bakan birisi olarak? --- 17 Aralık’tan sonra bir yavaşlamanın olduğu söyleniyor. Böyle bir şey yok. Şu anda devletin ilgili birimlerinde çalışmalar devam ediyor. Yapılan çalışmalar yasal düzenlemeler, altyapı ve tercüme çalışmalarıdır. --- Yeterince kadronun olmadığı, yeterli İngilizce bilen elemanın olmadığı dile getiriliyor? --- Yok yok devlette bu konuda birimler var. Devlet Bakanlığına ait birimler çalışıyor. Tercüme çalışmaları da yapılıyor. Katılım çalışmaları da… Katılım ortaklığı belgesinin güncelleşmesi gerekiyor müzakerelerin yapılması için bir çerçevenin hazırlanması gerekiyor. Ekonomik, siyasal diyalog sürecine girmek gerekiyor. Diyalog sürecini şu anda devlet en tekli biçimde uyguluyor. --- Kıbrıs protokolü yavaşlatmıyor mu? --- Hayır. Etkin siyasi diyalogdan kastımız, AB ülkeleri ve dünya ülkelerinde etkili ve çok taraflı ilişkilere girmek. İşte bu ziyaretlerin hem Başbakanlık tarafından hem de diğer bakanlıklar tarafından yapılması bu güne kadar rastlanılmayan bir performanstır. Almanya’da, Fransa’da, diğer Avrupa ülkelerinde onlarca heyet çalışmalarını sürdürüyor. Ben bir süre önce Almanya’dan, ondan önce de Atina’dan geldim. Ben şimdi bu süreçteki etkin diyalogdan bahsediyorum. Eksiklik ne görülüyor? Şu anda AB Anayasası çeşitli ülkelerde oylanıyor. Burada bir durağanlık var bu bizden kaynaklanmıyor. Fransa Türkiye ile ilgili kararında halkoyuna gitmeyi öngörüyor. Diğer ülkelerde de bu yönde çalışmalar var. Tarama süreci şu anda bakanlıklarda devam ediyor. --- Bu gelişmelere bakınca, her ne kadara yok deseniz de birileri düğmeye bastı gibi görünmüyor mu? --- Hayır ben bu olayları mühferit olaylar olarak görüyorum. Örgütsel olaylar olarak görmüyorum. --- 1 Mart tezkeresinin hesabının sorulduğu söyleniyor?.. --- Ben derin bir devletin olduğuna inanmıyorum. Derin deseler de ülkenin değiştiğini görüyorum. Özellikle 1999’dan sonra ülkenin değiştiğini her kurumun kendisini çek etmesi gerektiğini, demokrasinin daha derinleştiğini görüyorum. Öyle olmasını dilediğim içindir belki… Başka kurumlara atıfta bulunmak yerine, Anayasa’dan hukuktan kaynağını almayan hiçbir yetkinin kullanılamayacağını, bir hukuk devleti olduğunu, zaman zaman zafiyetlerin olduğunu görüyorum. Bunların düzeltilmesi gerektiğini ifade ediyorum. --- AB’nin Türkiye’yi bölmeye yönelik bir çaba içinde olduğu ifade ediliyor. Bu konuda gerçekten bir çalışmaları var mı? --- Bakın azınlıklar konusunda AB ilerleme raporunda bazı eleştiriler var. Bizim resmi görüşümüz azınlıkları Lozan’da gayri Müslim olarak kabul etmiştir. Biz Lazı ile Çerkezi, Kürdü ile azınlık yerine eşit insan hakları anlayışında birleşmeliyiz. Partilerin baraj nedeniyle parlamentoya girememesini yanlış olarak değerlendiriyorum. Mesela HADEP meclise girmelidir. Bu ülkenin ulusal bütünlüğü herkesin çıkarınadır. Yaşama onurunu, hak ve özgürlükleri kullanma nimetini hep beraber tadabilmeliyiz. Azınlıklar konusunda Sünni, Alevi tartışmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Ancak Diyanet İşleri’nde Alevilerin de temsilcileri olmalı. Onların da kamu hizmetlerinden yararlanmasının doğru olacağını düşünüyorum. Diyanet İşleri’nin sadece Sünnilerin kurumu olarak görülmesini yanlış buluyorum. Alevilerden ve gayri Müslimlerden de temsilciler olabilir. DEMOKRASİ SAVAŞI ÖNLER! --- Avpura Birliği, Türkiye’nin bölünmesini mi istiyor? --- Hayır. Ancak önce kendimizi tanımamız lazım, halkın da bilgilendirilmesi lazım. AB süreci bir kültür sercidir. Bu kültür projesinin esası kütlerlerin kaynaşmasıdır. Bu kaynaşmada kendi değerlerimizin korunması da önemlidir. Kendi değerlerimizi koruyorak bu değerlerle dünyayı zenginleştirmek istiyorsak bir şeylerin yapılması lazım. Demokrasi, insan hakları… bunların kalitesinin yükseltilmesi lazım. Demokrasinin oturması lazım. Dünyada son 175 yılda 353 savaş olmuş. Altını çizerek bir değerlendirme yapmak istiyorum. Demokrasi ile yönetilen herhangi iki ülke birbirleriyle savaş yapmamış. Savaş yapanlardan ya ikisinde birden ya da birinde demokrasi yok. Yolsuzluk ve açlık demokrasi ile yönetilen ilkelerde olmamış. Alın Hindistan’ı. O kadar fakrü züruret içinde olmasına rağmen açlık yok. Demokrasi verimlilik kazandırıyor. --- AB ve demokrasi konusunda ya bizim halkımızın bir talebi yoksa? Gerçi kamuoyu yoklamalarında halkın yüzde 75’i bu işe istekli çıkmıştı. Ancak son dönemde AB’nin dayatmaları, ulusalcılığın güçlenmesi konusunda ne diyorsunuz? --- Sonunda bu konuda da referanduma gidilecek. Ben bunu anayasal hak olarak görüyorum. --- Bursa milletvekili Ertuğrul Yalçınbsayır’ın son dönemlerde pek sesi çıkmıyor… --- Ben parti içinde, özgürlük haklarını en çok kullanan kişiyim. Bizim partimizde en önemli kural şudur: Bireyin hakkı korunacaktır. Kendi olma hakları korunacaktır ve bağlayıcı grup kararı alınmayacaktır. Milletvekilleri o verme makinası değildir. Ben bir çok konuda aykırı görüş belirttim. Kürsüden de ifade etmekten çekinmemişimdir. MUMCU’YLA ÇALIŞMAK İSTERDİM --- AKP’den ayrılan Erkan Mumcu ile konuşmanız oldu mu? Partiden ayrılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? --- Erkan Mumcu, kişisel hakkını kullanmıştır. Partiye girerken de çıkarken de konuştum kendisi ile… Girerken bana “Abi mutlu musun, huzurlu musun?” diye sormuştu. Ben de kendisine “Erkan, burada son derece demokratik bir ortam var. Avrupa yolunda hedefi olan bir parti var. Buraya gelmen ile birlikte katkın olacağını düşünüyorum. Seninle birlikte olmaktan mutluluk duyarım” demiştim. Ayrılırken de o ısrarla, “Abi birlikte hareket edelim. Ben artık ayrılmayı düşünüyorum” dedi. Kendine has gerekçeleri ortaya koydu. Ben ise bu partinin kurcusu olduğumu, burada ilkelerin bulunduğunu, bu ilkelerin uygulanmasında zaman zaman sorunların yaşandığını, buna karşın uyarı görevlerini yerine getirdiğimi, buna devam etmek istediğimi ifade ettim. ---Mumcu partiye girerken ne konuşulmuştu? --- Partiye girer girmez parti üst yönetimi kendisine önemli görevler verdi. hatta partinin seçim bildirgesinin hazırlanmasında, propaganda çalışmalarında olsun, hükümetin çalışma prograkında olsun kendisine önemli görevler verildi. --- Öyleyse ayrılmayı kafasına koymuştu. Bu kadar imkanlar verilmesine rağmen partiden ayrılması vefasızlık değil mi? --- Vefasızlık değil. Erkan, sözlerinin yeterince yer bulmadığını, bunları parti içinde yeterince ifade etmekte zorlandığını ve ortamın yeterince müsait olmadığını ifade etti. Ayır bir parti kurma kararında olduğunu belirtti. ANAP’a girmek gibi bir alternatifi olmasına rağmen, belirttiğim gibi ayrı bir parti kurmayı hedeflediğini ifade etti. Biliyorsunuz ayrı bir parti kurmak için 30-35 trilyon gibi bir paraya ihtiyaç var. Bu kadar yatırım yapmak için birilerinden kaynak bulmak lazım. Bu kaynak yarın öbür gün siyaseti esir alacak. Bu nedenle ANAP’ı tercih etmiştir. ---Gitmesine üzüldünüz mü? --- Çalışmak isterdim söylediklerinde kısmen doğru olanlar var. --- Milletvekillerinin yer değiştirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? --- Şu anda yaptığım bir çalışma var. Türk siyasi hayatında istifalar… Çalışma iki bölümden oluşuyor. 1980 öncesi ve 1980 sonrası diye. 1980 sonrası 17., 18., 19., 20., 21. Ve 22. Hükümet dönemlerini kapsıyor. 1983’ten itibaren yaklaşık 2 bin yer değiştirme var. Seçildiği partiden ayrılmış, bağımsız kalmış, başka partiye geçmiş ya da girdiği parti kapatılmış onlar zaruretten yane bir parti kurmuşlar. Bu yoğunlukta yer değiştirmeler olmuş ben de bu konuda bir araştırma yapıyor ve yer değiştirmelerin gerekçeleri üzerinde duruyorum. Bu dönemlerdeki bütün istifa dilekçelerini topladım, gerekçeleri aldım. Bu dönem diğerlerinden farklı olarak gerekçeler var. Büyük çoğunluğu Meclis Başkanlığına, “gördüğüm lüzum üzerine” demiş. Üç kişi “ilke anlaşmazlığı” demiş. Birisi “basın açıklamamdaki nedenlerden dolayı” demiş. Ama hepsi basın açıklaması yapmış. Müşterek nokta “parti içi demokrasi” demiş. Şimdi Türkiye’de 1949’dan bu güne kadar siyasi parti olarak veya siyasi nitelikte çalışma yapan dernek olarak 500 kapatılma olayı olmuş. Türkiye’de 31 parti ile ilgili kapatma davası açılmış, 16 parti kapatılmış. Milyonlarca kişi yerinden oldu. Parti ile devlet arasındaki ilişkiler bozuldu. Sicilimiz bozuk. Partilerin üleriyle araları iyi değil. Neden bu kadar yer değiştirme oluyor? Niye parti içinden disiplin yoluyla ihraç ediliyorlar? Seçimlerde halkın oylarındaki büyük değişkenlik niye? Devlet ile parti ilişkileri iy de partinin kendi üyeleriyle ilişkileri nasıl? Partilerdeki kayıt dışılık ne kadar? Partilerin yatıları programlarıdır. Partilerin kayıtları genel bakanlarının söylemleridir. Yetkili organlarının kararlarıdır. Bununla uygulama arasındaki fark ne kadar açık. Hepsinde parti içi demokrasiden bahsedilir. Peki parti içi demokrasiyi sorguladık mı? Çok enteresan bir şey yaptık. Parti içi demokrasinin yerleşmesi bakımından partinin programına izim önerimizle parti içi demokrasi hakem kurulu kuruldu. Programdaki hükümlere bakıldığında bireyin demokrasi hakları genişletilerek sağlanacaktır denildi. Parti içi demokrasinin yerleşmesi için bir takım tedbirleri öngördük. Bu kurulun önemli görevleri var. Sen istersen genel başkanını bu kurula şikayet edebilirsin. İstersen grup başkan vekillerini buraya şikayet edebilirsin. --- Oluşturulan parti içi demokrasi hakem kuruluna hiç başvuru oldu mu? --- İstifa eden bir iki milletvekili bakımından işletildi. Ben istifa eden milletvekillerine parti içi demokrasi hakem kuruluna müracaat etmelerini önerdim. Ama mekanizma işletilemedi. Önemli olan mekanizmaların işletilmesidir. Bu projenin işletilmesi için Demokrasi Hakem Kurulu Başkanı Nurdoğan Topaloğlu’nun özel gayretleri var. Benim de gayretlerim var. Parti içinde yapılan demokratik talep sınırlandırılamaz. Dokunulmazlıklarla ilgili ben farklı görüş belirtebiliyorum, farklı o kullanabiliyorum. Bu benim demokratik hakkım, bunu birileri sınırlandıramaz diyerek dile getiriyorum. Ben genel başkan yardımcılarından birisine demokratik hakkımı kullanırken, “demokratik tacize gerek yok” diyerek uyarıda bulundum. TÜRK SİYASETİNDE YENİ KAVRAMLAR DEMOKRATİK TACİZ, FIRÇALI DEMOKRASİ ---Türk siyasi literatürüne yeni bir kavram kazandırıyorsunuz, “Demokratik taciz” diye… --- Milletvekillerinin özgürlüklerini parti programıyla da uyumlu olmak kaydıyla, sınırlandırmak mümkün değil. Hele karar almadan, grup kararı almadan ortaya çıkması da mümkün değil. Yani korkutma, sindirme, azarlama metotları demokratik midir? Özgürlük anlayışıyla bağdaşmaz. Bunu ben Kızılcahamam toplantısında da söyledim. Benden sonra mikrofona gelen arkadaş, “parti içi demokrasi söylemlerinde bulunanlar parti içi ayrılıkçı tavırlar içindedir” diyerek, sözlü sataşmalarda bulundu. Ben de bunların görüş açıklaması olduğunu ifade ettim. --- Görüşler Başbakana aykırı olabilir mi? --- Refah’tan ayrılma sürecini anlatırken Tayyip Bey ile açıkça konuşmuştum. Ben Refah Partisi’nden geldim. 25 ayrı konuda farklı oy kullandım. Benim yürütmekte olduğum bir dava nedeniyle Parti Genel Merkezi, davanın tarafı ile oturup anlaşıyor ise ben bunu hukuka uygun bulmam. Bu benim öteden beri elde ettiğim değerler mantalitesi ile bağdaşmaz. Benim gerçek ahlakımla bağdaşmaz. Ben orada kalamam. Bunların başkaca nedenleri var. Refah’tan ayrılış sürecim iyi biliniyor. --- Sürekli genel başkanlara muhalefet etmeniz Partiye olan sadakatinizi zedelemiyor mu? --- Zedelemez. İstisnai hallerdir sizin tavrınız. Irak tavrı. Irak istisnai bir olaydır. Irak Uluslar arası hukuka aykırı idi. Anayasamıza aykırı idi. Demokrasiye aykırı idi. İnsan haklarına aykırı olacak bir işti. Çünkü savaş halleri ve olağanüstü haller her türlü hakların kaldırıldığı askıya alındığı hallerdir. BURSA’YA BİR DAHA DIŞARDAN BELEDİYE BAŞKANI GELMESİN! --- Son günlerde Baykal’ın yolsuzluklarla ilgili çok ciddi iddiaları var. Bu konudaki görüşleriniz nedir? --- Yolsuzluk konusunda kuramsal olarak meseleye bakmak gerekir. Bir kere soruşturmalarda ilgili meclisin takdirin ideğiştirmek gerekir. Bakanların ve Başbakanların soruşturulması siyasi olmamalı. Siyasi etik kurulu TBMM’de kurulmalıdır. Aynı zamanda partiler içinde de etik kurul kurulmalıdır. AKP içinde de bir etik kurulu kurulmalıdır. Akreditasyon meselesinin, milletvekili adaylarına, belediye başkan adaylarına, meclis üyesi adaylarına da uygulanması gerekir. Yani sadece parti içinde ön seçimle gelmek yetmez. O makamda aranması gereken nitelikler puantaja dökülmelidir. Karşılığında adayların durumları da sorgulanmalıdır. Derecelendirme yapılmalıdır. siyasette kaliteyi yakalamak için ben buna siyasette akreditasyon diyorum. Şimdi onun üzerinde çalışma yapmayı düşünüyorum. Bursa Belediye Meclisi’nden böyle bir karma yapalım. Beş tane şehir plancısı, kültürden anlayan şu kadar kişi, Bursa’nın tarihi değerlerini bilen şu kadar kişi, esnaftan şu kadar, mimar mühendisten şu kadar kişi belirlenip müracaat edenler arasında sınav yapılabilir. Puanı da verilmek suretiyle bunlar olabilir. Şimdi plan bütçe komisyonuna bakıyoruz. Hukukçu yok. Soruşturma komisyonlarına bakıyoruz, hukukçu değil, diğer meslekten insanlar var. --- Sayın Yalçınbayır, biraz da Bursa’yı konuşalım dilerseniz… Avrupa Birliği ile ilgili çalışmaları yürütürken, Bursa’nın sorunlarından uzak kalmıyor musunuz? --- Ben yerel siyasetçi değilim. Bu konuda yerel siyasetçiler uğraşır. Belediye Başkanları, Belediye meclis üyeleri var. Ben genel merkezde TBMM’de bu kuvvetlerin çalışma şartlarını hazırlamakla görevliyim. --- Hazırlıyor musunuz? --- Ne ölçüde yapıp yapamadığımız ayrı. Demokratik katılımın en az olduğu yer Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’dur. Grup Başkanlarının işaretleriyle oy kullanan milletvekilleri var. Neye o kullandıklarını bilmiyorlar. Geçen gün genel kurulda, önümüze aniden bir teklif getirildi. Teklifin gerekçesi bile yok. Grekçesinin olmadığı bir teklif konusunda karar vermemiz isteniyor. Bilinmeyen bir konuda karar verilir mi? Demokratik katılım araştırmayı, incelemeyi gerektirir. Böyle bir anlayış, kaliteyi yansıtır mı? --- Sayın Bakanım, Belediyelerin çalışmalarını yerelde nasıl görüyorsunuz? --- Ben burada halkın arzu ve isteğini, evrensel değerlerin, kararların uygulamaya nasıl yansıtıldığını görmek ve izlemekle görevliyim. Tabii iyi niyetle yapılan çalışmalar var. Yıldırım Belediyesi’nin olsun, Osmangazi’nin olsun, Nilüfer’in olsun, özellikle Osmangazi’nin faaliyetleri, tarihi kentlerle ilgili çalışması takdire değer. Bir siyasetçi gibi konuya bakıyor değilim. Halkın arzu ve isteğinin ne derecede yansıtıldığına bakıyorum. Ancak, umuyorum bundan sonra Bursa, dışarıdan aday aramaz. Dışarıdan aday ithali demokrasiyle bağdaşmıyor. Bursa zengin aday potansiyeline sahip bir kent. --- Ülkede ve Bursa’da ekonomiyi nasıl görüyorsunuz? --- Bursa Türkiye ortalamasının her zaman üstünde yer almıştır. Ekonomisiyle, kültürüyle ve diğer unsurlarıyla… Ancak gerçek performansını ne parlamentoya yansıtabiliyor ne de diğer sahalara. Bursa tekstilin merkezi. Bu yüzden Bursa’da mutlaka daha yüksek katma değer gerektiren sahalara yatırım yapılması gerekir. Tekstile çok büyük yatırımlar yapıldı. Dünya ile rekabet edemiyoruz. Bir önceki dönemde kurulan Tekstil Komisyonu’nun Başkanlığını yaptım. 75 civarında önerimiz oldu. Ne yazık ki, hiçbiri yerine gterilemedi. Uluslar arası rekabet, elektriğin maliyeti, işçilik, kayıt dışılık, faizler, çari açık ekonominin en ciddi sorunlarıdır. Bütün bu gelişmeler Bursa’ya en üst seviyede yansıyor. --- AKP’nin şu anda Bursa’dan 12 milletvekili var. Ama Bursa milletvekillerinden hiç birine şu dönemde bakanlık verilmedi. Bu biraz da size eleştiri olarak yöneltiliyor, Bursa’yı bakansız bıraktı diye… --- Irak olayında ne yapabilirdin? O süreçte bu sadece Bursa’nın değil, Türkiye’nin değil Orta Asya’nın değil tüm uluslar arası hukukun gerekli kıldığı haller vardı. İşgalci 120 bin askerden 63 bini Türkiye’ye gelecekti. 2 Mart günü olağanüstü hal ilan edilecekti. AB ile müzakere tarihi almak da mümkün değildi. O sırada barışın, insan haklarının, özgürlüklerin savunucusu oldum. Başkası da elimden gelmezdi. Bunun için Bursa’yı bakansız bıraktı diyorlarsa varsın söylesinler. Türkiye’yi savaşa sokarak, masum insanların ölümüne sebep olmaktansa böyle anılmayı onur sayarım. --- Efendim teşekkür ederiz.



Yazar : Ertuğrul YALÇINBAYIR Tarih : 05/29/2012

   

En Son Yazılar
“İNEGÖL’Ü MOBİLYA MARKALARININ ŞEHRİ YAPACAĞIZ” 06/2007
CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ KAYBEDİLMESİNDEN KAYGILIYIM” 04/2007
OBJEKTİFLERİN ARASINDAN BURSA 04/2007
PLATO KADERİNE TERK EDİLDİ 04/2007
“KRAMPONLA YALIN AYAĞIN YARIŞTIĞI NERDE GÖRÜLMÜŞTÜR?” 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
CARGİLL SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR 02/2007
27 MAYIS İHTİLALİ VE BİR TARİHİ ÇINAR: RECEP KIRIM 06/2006
OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI RECEP ALTEPE 06/2006
CARGİLL BURSA’YA İHANETTİR!... 06/2006
TURHAN TAYAN’DAN AKP’YE ELEŞTİRİ OKLARI 03/2006
ŞAİR NAZIM HİKMET GEÇTİ 03/2006
MEHMET ALİ İNAN OKUMAYI IŞIKLI BİR YOLDA YÜRÜMEYE BENZETİYOR 03/2006
DOKUMACI NAZIM HİKMET 03/2006
BURSA’NIN SOYADI SU, RENGİ YEŞİL BEYAZ 03/2006
“POLİTİKADA EN UYUMLU OLAN EN TEPEYE TIRMANIR!” 03/2006
RAİF KAPLANOĞLU, YILLARDIR KAYBOLAN ZAMANIN PEŞİNDE… 01/2006
Niyazi Menteş’i kaybettik. 01/2006
70’Lİ YILLARDAN 2000’LERE BİR SİYASET YOLCUSU… 01/2006
“ÜZÜM İDİLER ŞARAP OLDULAR” 01/2006
“HEY BURSALI BURSALI BELİ İPEK KORSALI” 01/2006
BALKANLAR VE GÖÇ 01/2006
HAYATİ KORKMAZ’IN NEVİ ŞAHSINA ÖZEL SİYASET YOLCULUĞU 11/2005
HAKAN KÖKSAL “YAZDIĞI YERDEN PARA KAZANIYOR!” 11/2005
“BAT-ÇIK’LARA TAKILDIK KALDIK” 11/2005
DEĞERLİ AĞABEYİM 11/2005
BURSA’NIN BANGLADEŞLİLERİ 11/2005
ŞEFFAF MUTFAK DÖNEMİN BAŞLADI TEMİZLİĞİN YENİ ADI: 11/2005
GÜMÜŞHANE 09/2005
SULAR ŞEHRİ BURSA 09/2005
PROF. MUSTAFA DURAK 09/2005
KARA’NIN VERDİĞİ BEYAZ DERS 09/2005
HÜZÜNLER KENTİ 09/2005
NİLÜFER DERESİ, GÖKSU GİBİ OLACAK 09/2005
BENER ÖZCAN İKİNCİ HAYATINI BİR GEZGİN OLARAK YAŞIYOR 09/2005
BURSA KÜLTÜR YOLU CANLANDIRMA PROJESİ 07/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 07/2005
OKUR YAZAR BİR YOLCU 07/2005
HATIRLA SEVGİLİ AK PARTİ 06/2007
CELAL BAYAR VE BURSA 06/2007
MİLLİYETÇİLİK KİMİN İDEOLOJİSİDİR? 04/2007
TABULAR RAFA, DEMOKRASİ MEYDANA 04/2007
CUMHURBAŞKANI KİM OLMALI? 04/2007
BURSA’DA BİR YILDA ON MİLYONU AŞKIN HASTA 02/2007
YASALAR MI DEĞİŞMELİ KAFALAR MI? 02/2007
FARUK ÇELİK RÖPORTAJI 02/2007
RECEP ALTEPE RÖPORTAJI 06/2006
LAİKLİK ÇATIŞMA ARACI OLDU 06/2006
BURSA’DAN NAZIM GEÇTİ Mİ? 03/2006
GELECEĞİMİZİN TEMİNATI ÇOCUKLAR 03/2006
SEVİLEN VE BUDANAN ADAM TURHAN TAYAN 01/2006
BURSA’DA DOĞALGAZ REZALETİ 01/2006
ANKARA’YA YOLU DÜŞENLERE ÇAĞRI 11/2005
BURSA’DA İPEK, HEREKE’DE HALI 01/2006
UNUTULAN BURSA’DAN İZLENİMLER 11/2005
MEDENİYET PROJESİ AVRUPA BİRLİĞİ 11/2005
KARADENİZ’İN ÖZ EVLADI 09/2005
MEYDANSIZ ŞEHİR, HEYKELSİZ MEYDAN OLMAZ 09/2005
İSLAMCILAR SAHİDEN DEĞİŞTİ Mİ? 09/2005
KİMLERİN EİNSTEİN’I VAR? 07/2005
TAHTAKALE’YE GÜZELLEME 07/2005
“ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA!” 07/2005
MİNİKLERİN GÖZÜNDE DÜNYA 07/2005
DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI MEHMET GAZİOĞLU SİVAS’I UNUTAMIYOR: 07/2005
KENT MEYDANINA KAVUŞUYOR… 07/2005
İLK KURTARILACAK, DOĞAL ALANLAR 07/2005
DEMOKRAT BAKIŞ’A İNCE BİR BAKIŞ 07/2005
FUAT SAKA RÖPORTAJI 07/2005
ERDEM SAKER 07/2005
ONLAR BİZİ İSTİYORDU! 06/2005
AYDINLANMA VE DİN 06/2005
1.LEYLEK ŞENLİĞİ KUTLANDI! 06/2005
TAŞIN IZDIRABI 06/2005
MUSTAFA KARA 06/2005
MUTFAKTAN MİTİNGE… 06/2005
KİM BU DEDE? 06/2005
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI HİKMET ŞAHİN : 06/2005
DOĞUNUN VE BATININ BİLGELERİ 06/2005
“BU MEMLEKET BİZİM… BİZİM DOSTLAR BİZİM” 06/2005
BKSTV GENEL SEKRETERİ AKİF KOÇYİĞİT: 06/2005
44. BURSA FESTİVALİ 06/2005
ŞEHRİN İÇİNDEN İMPARATORLUK GEÇTİ 05/2005
METAL FIRTINA’DA YANITLANMAYAN SORULAR? 05/2005
KEMAL EKİNCİ 05/2005
KARŞINIZDA BURSA ODA ORKESTRASI! 05/2005
İÇ BAHARINIZ DAİM OLSUN 05/2005
BURSA’DA YAŞAYAN BİR İLİŞKİ AVCISI : HAKAN AKDOĞAN 05/2005
10 DAKİKA ARA!!! 05/2005
Mehmet Gedik Röportajı 06/2005
Ertuğrul YALÇINBAYIR Röportajı 05/29/2012
YERYÜZÜNÜN LANETLENMİŞ HALKI YAHUDİLER 05/29/2012
DEMOKRAT DEVLET 05/29/2012